| 
İSLAM’A GÖRE AİLE
Kategori: Toplum > İnanç Dünyası
              Toplum > İnanç Dünyası > İslam


a) Ailenin iki unsuru karı ile kocadır.

b) Meşru cinsî münasebetin yolu evliliktir. Evlilik, iki tarafın veya vekillerinin iki şahid huzurunda „Evet“ demeleriyle başlar.

c) Koca, eşinin de evinin de âmiridir.

d) Kadının bütün masrafı kocası üzerinedir. Bu sebeple kadın mirastan bir hisse, erkek ise iki hisse alır.

e) Kadın, ruh ve beden yapısı itibariyle bir kaç mesele hariç bırakılırsa, bütün hak ve selahiyetlerde erkeğin aynıdır.

f) Kadın bir pırlanta veya bir gül gibi, son derece kıymetli ve son derece hassas olduğu içindir ki, ona yabancının el sürmesi veya kem gözünün dokunması onun berraklığına ve tazeliğine gölge düşürür. Namahremden sakınması, bu hikmete binaendir.

g) Erkek maddeyi, kadın ise nesli istihsal (üretmek) için yaratılmıştır.

h) Bu bakımdan kadının asıl vazifesi anne olmaktır.

ı) Ailede anne ve babaya hürmet esastır.

j) Cennet annelerin ayakları altındadır.

k) Boşanma, geçimsizliği ortadan kaldırmanın son çaresidir.

Izahı:

Islam’a göre evlenmenin, bir aile yuvası kurmanın mühim bir yeri vardır. Çünkü evlenmenin sayısız faydaları yanında insan neslinin devam ve bekâsı buna bağlıdır. Insan nesli bugüne kadar gelmişse, bu evlenmenin, aile hayatının sayesinde olmuştur. Ayrıca, erkek olsun, kadın olsun hayatta kendi eksiklerini tamamlayacak, kendi kusurlarını giderecek, neşeli ve kederli günlerinde kendilerine ortak olacak ve nihayet maddî-manevî birçok ihtiyaçlarını karşılayacak ve sırlarını saklayacak bir arkadaşa şiddetle muhtaçtırlar. Dünya canlılığını, şenliğini insanla bulur. Insan da canlılığını, şenliğini, heyecanını, bir bakıma kendisine bir eş, bir arkadaş edinmekle, bir aile yuvası kurmakla bulur. Işte bu hikmete binaendir ki, ilk insan Hz. Adem yaratılır yaratılmaz hemen onun yanıbaşında ve ona eş-arkadaş olmak üzere Havva validemiz de yaratılmıştır.

Evlenmekten maksat nedir?

Bu sorunun cevabı değişik toplumlarda değişik olmuştur; bazı toplumlarda evlenmekten maksat ekonomiktir; iktisadî hayatı kolaylaştırmaktır. Karı-koca bir araya gelir, ticaret ortakları gibi birbirlerini tamamlarlar, ekmek bulmada ve dünya işlerini daha kolay yürütmede birbirlerine yardımcı olurlar. Bir kısım milletlerde evlenmekten maksat biyolojiktir; yani bedenin cinsel arzularını yerine getirmek, şehevî yönden nefislerini tatmin etmektir.

Dinimizde ise, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, daha şümullu ve daha mükemmeldir, daha manalı ve daha hikmetlidir.

Fayda bir yönüyle millete, insanlığa dönüktür; hatta millet için evlenmek zaruridir, kaçınılmazdır. Çünkü bir millet neslinin devam etmesini, ancak bu suretle sağlar. Işte bu hikmete binaendir ki, Islam, bekârları evlendirme işini topluma vermiş, fakir oluşları mühim değildir, evlendirilmelerine engel teşkil etmez, demiştir.

„Içinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendiriniz. Eğer yoksul iseler, Allah onları zenginleştirir. Allah lütfu bol olan ve bilendir.“ (Nur, 32)

„Yine O’nun ayetlerindendir ki, kendilerine meyil ve ülfet edesiniz diye sizin için kendi cinsinizden zevceler yarattı. Ve aranızda bir sevgi ve bir merhamet icat etti. Şüphesiz ki, bunda düşünecek bir kavim için ayetler vardır.“ (Rum, 21)

Görüldüğü gibi, Islam’da karı-koca münasebetleri o kadar mühim, o kadar önem taşıyor ki, onların yaratılışları Allah’ın ayetlerinden oluyor. Gerçekten çiftlerin yaratılışları, aralarında çok sıkı bir ilişkinin kurulması ve bunun için de beden ve ruh yapılarının birbirini tamamlar halde meydana gelişi o kadar taktirde layık, her tasavvurun üstünde şâyân-ı şükran’dır.

Karı-kocadan her biri, diğerinin vakar ve namusunu, haysiyet ve şerefini korumada ve aynı zamanda her biri öteki için süs ve ziynet olmada bir elbise mesabesindedirler. Kur’an-ı Kerim bu ciheti de şöyle anlatır: „Oruç tuttuğunuz günlerin gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı. Onlar sizin elbiseniz, sizler de onların elbiseleridir!“ (Bakara, 187)

Erkek ile kadının bir araya gelmesi gelişi güzel değildir, kayıtsız-şartsız değildir, herkesin keyfine göre değildir. Bu hususta kaideler konmuş, emirler ve yasaklar vazedilmiş ve nihayet bir düzene konmuştur. Tabiattaki diğer bütün çiftler de öyle değil mi? Hepsi birer kanuna bağlıdır. Rastgele bir şey yok kâinatta. Hiç bir şey başı boş bırakılmamış, her birinin hareket ve görevi bir ölçüye bağlanmıştır. Yaratanın koyduğu kanunlara göre çalışıyor her şey. Çünkü böyle olmazsa âlemin düzeni bozulur, anarşi meydana gelir.

Erkek-kadın münasebetleri de tesadüfe veya herkesin keyfine bırakılsaydı kâr yerine zarar, saadet yerine felaket getirirdi.

Işte bu sebeple nikâh meşru kılınmış, kimlerin kimlerle evlenebileceği tayin edilmiştir. Her iki tarafın rızası alınır, şahidler çağrılır, merasimler yapılır, nikâh akdedilir, etrafa duyurulur, gelin-güveğinin kimler olduğu, kimin kime verildiği belli olmuş olur ve nihayet ortada kimsenin şüphesi kalmaz.

Nikâh öncesi:

Oğlunu everecek veya kızını kocaya verecek anne ve babanın, bunlar hakkında söz vermeden önce, dikkat edecekleri bir takım vasıflar ve hususlar vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

1- Dinini ve diyanetini sormalı, dine bağlı, dünya işlerinin yanında dinî vecibelerini de yerine getiren şuurlu müslümanlarla hısım olmalıdır.

2- Soyunu ve sopunu sormalı, asil bir aileye hısım olmalıdır,

3- Kadını sırf güzelliği için veya sırf malı için almamalıdır. Bunlar gölge ve geçici şeylerdir. Ahlak ve fazileti için, asalet ve kemalatı için, din ve diyaneti için almalıdır. Gerek damat ve gerekse gelin ahlaklı ve faziletli olmalı, bilgili ve görgülü olmalıdırlar ve nihayet damat baba olmaya, gelin de ana olmaya layık olmalıdırlar.

Belki diyeceksiniz ki, sizin bahsettiğiniz vasıf ve nitelikte kız ve erkek bulmak mümkün müdür? Nereden bulacağız böylelerini?!.

Cevaben derim ki, „Yetiştirmemiz lazımdır. Tabii bunlar ot gibi bitmezler, gökten de gelmezler. Biz yetiştireceğiz. Bal mumu gibi elimize verilen yavrularımıza Islam’ın o güzel şeklini verelim, o güzel rengini verelim ve o güzel damgasını vuralım.

Bütün bunlar da Islam’ı bilmelerine ve yaşamalarına bağlıdır. Ana ve babalar, evlatlarına mal-mülk bırakmaktansa onlara Islam’ın edep ve terbiyesini öğretmelidirler.“

Peygamberimiz’in bu hususta nice tavsiyeleri vardır:

„Çocuklarınıza ikram ediniz, onların edep ve terbiyelerini güzel yapınız.“ (Ibn-i Mace, El-Edep)

„En üstün miras, babanın evladına verdiği terbiye ve edeptir.“ (Tirmizi, El-Birr)

Mehir: Oğlunu evermek, kızını kocaya vermek ana ve babanın vazifeleri arasındadır. Bu işe meşru bir mani yoksa geciktirmemelidir, geciktirmede zarar ve sakıncalar vardır. Belki telafisi mümkün olmayan yaralar açabilir. Mehir, kocanın vereceği para veya eşyadır. Bu, Islamın emridir, nikâh akdinde zikredilmelidir. Asgarisi on dirhem gümüş veya o değerde bir maldır. Azamisinin bir sınırı yoktur, anlaşmaya bağlıdır. Yalnız bu hususta gelin tarafı ağır basmamalı, damadın mal varlığına göre teklifte bulunmalıdır ve bilmelidir ki, gelinin hayırlısı mehir parasının ve ceyiz eşyasının çokluğuna bağlı değildir.

„Mehrin hayırlısı kolay olanıdır.“ (Camiüssağır)

Evlenme ile ilgili meselelerde daha fazla bilgi isteyenler „Islam’da Kadın ve Özel Halleri“ adlı kitabımıza bakmalıdır. Biz burada tekrarında fayda gördüğümüz birkaç meseleye temas edeceğiz.

Karı-Koca Hakları:

Kadın, kocasına karşı nasıl davranmalı?

Dinimiz her iki tarafın hak ve selahiyetini, ödev ve görevlerini tam bir adalet çerçevesi içerisinde tayin etmiş ve bunlara uyulmasını emir ve tavsiye etmiştir. Bir hadis-i şerif’te şöyle buyrulur:

„Kadının cihadı kocasıyle iyi geçinmesidir.“ Yani mücahid bir kadın kendini bilen, hakkına razı olan, kocasının hak ve hukukuna riayet eden kadındır. Nasıl riayet edecek?

1- Kocası geldiğinde onu kapıda karşılar, güleç yüz gösterir, tatlı sözle „Hoş geldin!“ der, kocasının üzgün olduğunu hissederse, sebebini sorar ve „Üzülme, Allah büyüktür!“ diyerek teselli eder, beş vakit namazını kılar, orucunu tutar, namusunu korur, kocasına itaat eder. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: „Bir kadın, beş vaktini kılar, orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse Rabb’isinin cennetine girer.“ (Ibn-i Hibban)

2- Kadın, kocasının izni olmadan evinden dışarı çıkmamalı, hele kokular sürerek, süslenip püslenerek hiç çıkmamalıdır. Çünkü kadının bu hali, yabancı erkekleri tahrik eder, günah olur, haram olur, zinaya yol açabilir.

3- Kocasının hoşuna gitmeyen hiç bir kimseyi eve almaz. Kocasının iyilik ve nimetlerini asla unutmaz, malına ve evladına karşı hakaretâmiz sözler sarf etmez, küfretmez, beddua etmez, lanet okumaz.

Peygamberimiz şöyle buyurur:

„Mi’rac Gecesi cehenneme baktığımda, oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.“ Sebebini soran bir kadına Peygamberimiz şu cevabı verir: „Çünkü sizler lânet kelimesini çok kullanırsınız, kocalarınızın nimet ve iyiliklerini unutur ve inkâr edersiniz ve kocanıza karşı „Ben bugüne kadar senden ne hayır gördüm?“ dersiniz.“ (Tecrid-i Sarih Ter., 9/40)

„Üç sınıf insan var ki, onların namazları başlarından bir karış bile yükselmez: Cemaati tarafından sevilmeyen bir imam, kocası kendisinden gücenmiş olduğu halde geceyi geçiren kadın, küs olan iki kardeş.“ (Ibn-i Mace, Men emme kavmen)

„Bir koca karısını döşeğine çağırdığı zaman kadın kabul etmeyip o gece kocasını dargın bırakırsa, melekler o kadına sabaha kadar lanet okurlar.“ (Ebu Davud, Nikâh)

Kadının, Kocası Üzerindeki Hakları:

Hanım kardeşlerimiz bilmelidirler ki, Islam, taraflardan birini tutup diğerini atmamıştır; birinin haklarına riayet edilmesini emrederken, diğerinin hukukunu ihmal etmemiştir. Her iki tarafın hak ve görevini adalet terazisinde tartarak, eşitliği sağlamıştır. Bu itibarla;

Kocalarına karşı en güzel şekilde davranmalarını emrederken, kocalara da hanımlarına karşı en güzel şekilde davranmalarını emir ve tavsiye etmiştir.

Islam’a göre, kadın kocasının evinde bir emanettir, Allah’ın emanetidir. Bir kere erkek, karısının yemesinde ve giyinmesinde kusur etmiyecektir. Yediğinden yedirecek, mümkün ve münasip olanından giyindirecektir. Hanımını dövmeye kalkışmaz. Onu yalnız bırakmaz, ona daima hayır tavsiye eder. Güzel geçinmeğe, yumuşak davranmaya çalışır. Bir huzursuzluk olduğu zaman kusuru hep hanımda aramamalı, kendisinin de kusuru olabileceğini düşünmelidir. Ve kendi kendine „Ben iyi bir insan olsaydım, bu kadın da iyi olurdu!“ demeli, kendi eksikliklerini arayıp, onları tamamlamaya çalışmalıdır.

Erkek karısını bir kaç yerde dövebilir:

Boy abdesti almazsa, namaz kılmazsa, izinsiz evden çıkarsa.

Kadınlarla ilgili tesettür, miras ve çok kadınla evlenme meseleleri için yukarıda ismini verdiğim kitaba müracaat edilebilir.

Etiketler: aile | eş hakları | evlenmek | evlilik | islam ailesi | islami aile | kadın hakları | müslüman ailesi | nikah

Bu yazı 08/04/2009 tarihinde yayınlandı. 192 defa görüntülendi.

sellami tarafından gönderilen tüm yazılar »

 

yazının puanı: 5.0 (1 kişi)  

Paylaş:

E-posta ile gönder:


Yorumlar (0) Yeniden eskiye | Eskiden yeniye + Yorum bırakın

Site Sahibi

sellami (selami...
34
İstanbul
Profilini Görüntüle  Mesaj Gönder  Şikayet Et


Site kategorisi

» İnanç Dünyası  » İslam
+ Yeni üye
E-posta:
Şifre:
Şifremi unuttum
Beni hatırla  

Haberler

,haber,spor

İstatistikler

Üye sayısı: 9
Yazı sayısı: 79
Forum mesaj sayısı: 9
Fotoğraf sayısı: 141

Sayfa gösterimi:
Geçen Hafta: 1
Bu Hafta: 28,509

© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.